Bir Garip Yemin Töreni

 


Gözümü açtığımda uzaktaki dağları gördüm. Çayır çimen, çarşaf gibi serilmiş. Koşan inekler gördüm. bizim oralarda inekler öylece durur. Bu inekler daha mı mutlu yoksa koşmak için alanları mı geniş... Ne kadar çok var. Ne tuhaf şeylere şaşırıyorum. Doğrusu bu kadar uzun yol gelip bunlara şaşırdığım için kendime de şaşırıyorum. Yolculuğun 35. saatini bulmuştuk. Annem epey yorgun görünüyordu. Gideceği hedef onun için kutsal olmasa bu yolculuğa katlanamazdı. Onu kontrol etmek için her baktığımda bana 'iyiyim' emareleri veriyordu. Başta bu yolculuğu yapamayacağını düşünsem de tahmin ettiğimden iyi çıkmıştı. Evlat sevgisi böyle bir şey demek.

Tren yolculuğu uzun sürse de kendini dinlemek için iyi geldi. İnince bacaklarımızı ve kaba etimizi yokladık hala yerinde mi diye. O kadar zaman oturmak ikimizin de alışkın olmadığı bir şeydi. Şehir çok uzakta olmadığı için merkeze yürüdük. Yürümek iyi geldi. Çok kalmayacağımız için birer çantandan başka yükümüz yoktu. 

Binalar beni yine şaşırtmıştı. Böyle evler hiç görmemiştim. Alında yapılar çok eski idi ama ben yeni görmüştüm. Rus döneminden kalma binalar ve aralarında Türk usulü evlerle bir sentez oluşturulmuştu. O iri ve demirli pencerelerin arkasında nakışlı perdeler asılmıştı. Alçak katlar olmasına rağmen benim gözümde dev yapılar gibi görünmüştü. Sanki iri demir kapının ardından Rus tankları çıkacak gibiydi. 

Bir araç bulup bizi istediğimiz adrese götürmesi için anlaştık. Şehrin büyük olmamasından olsa gerek hızlıca ulaştık. Kapıda çantalarımızı aradılar. Öyle serbest dolaşamayacağımızı ve bir görevlinin bizi alana götürmesi için beklememizi söylediler. İçimizi bir heyecan kapladı. O, oradaydı. Henüz görememiştik ama aynı havayı soluyorduk, bunu biliyorduk ve bu bize çok iyi geliyordu. Bıraksalar bina bina, oda oda, arayıp onu bulmak ve sarılmak istiyordum. En azından birkaç saate bu isteğimi gerçekleştirebilecektim.

Bizimle birlikte başka aileler de birikmeye başladı. Bir grup oluşturduktan sonra bir görevli bizi alana götürdü. Çimenden zemin ne kadar çok ezildi ise toprak görünüyordu. Yaz günü olmasına rağmen epey serindi. Oturmamız için taburelerin olduğu alanı gösterdiler. Bir süre daha bekledik. Biz aileler bize ayrılan bölümde beklerken topluluklar komutlar eşliğinde rap rap ayaklarını vurarak yürümeye başladı. Gözlerimiz bizimkini arıyordu. Annem bir taraftan ben bir taraftan dört göz olmuştuk onu arıyorduk. Giydikleri kamuflaj ve saç kesimlerinden hepsi birbirine benzemişti. Nasıl bu kadar çok kişi birbirinin aynı olabilirdi yine şaşırdım ama olmuştu. Tıpkı bir çocuk gibi kollarımı zaman zaman kaldırıp zaman zaman indiriyordum ki o da kalabalığın içinden bizi görsün. 'Buradayız' mesajı vermek istiyordum. 'Buradayız. Geldik. Yanındayız: Geldik kardeşim ve seni çok seviyoruz'. Mesajım hedefe çok net gitmiş olacak ki İçlerinden biri tamam der gibi ufak hareketlerle kafasını çaktırmadan indirip kaldırıyordu. İşte orada. Anneme işaret ettim. Heyecanımız biraz daha arttı. 

Tören başladı. Askeri terimlerden çok anlamadığım ama insanların artı bir saygı gösterdiği için çok rütbeli olduğunu düşündüğüm bir komutan konuşma yaptı. Ardından sunucu konuşma yapmak için bir isim okudu. Ne? O mu? Koşarak kürsüye gelmeye başladı. Annem ve ben birbirimize baktım ikimizde normal seviyeden yüksek sesler çıkarmışız ki herkes bize baktı. O konuşma yaptıkça annem duygulandı ve ağlamaya başladı. Annem gururluydu. Oğlu büyümüştü. Asker olmuştu. Şimdi yemin töreninde konuşma yapıyordu. Sesi nasıl da gür çıkıyor nasıl da bağıra bağıra okuyordu. Onun yaptığı konuşma bitene dek ayakta dinledik. Bittiğinde öyle alkışladık ki el kemiklerimiz birbirine geçmiş gibiydi.

Tören bitti. Askerlere rahat emri verildi. Aileler askerin içine, askerler ailelerin içine hücum etti. Kucaklaşmalar, öpücükler, koklaşmalar havada uçuşuyordu. Aynı anda 3-4 kişi sarılıyordu. Hasret giderme savaşı başlamıştı. İlk karşılaşma ve hasbihal sakinleşmeye başlayınca aileler askerlerini alıp iki günlük çarşı izni için dağılmaya başladılar. Meydan açılmaya başladıkça kenarda oturan, bekleyen ve bize bakan askerler gördüm. Ne kadar da küçük görünüyorlardı. Sanki hepsi birer çocuktu. Bunlar hangi ara askere gidecek yaş olmuşlardı. İçlerinde ağlayanlar vardı. Bu da onların çocuk olduğu düşüncemi destekliyordu. Kardeşime ne olduğunu sorduğumda, ailesi olmayan veya olup da gelemeyen askerler olduğunu söyledi. İçim öyle burkuldu ki... Biz kendi sevincimizden kendi heyecanımızdan onları hiç görmemiştik. Onlar da  birer evlattı, onlar da birilerinin kardeşi, abisi... Ama şu an sarılabilecek kimseleri yoktu. Koşup hepsine sarılmak istedim. Hepsine aile olmak, kardeş olmak... Yapamazdım, nasıl yapabilirdim ki... Bu sadece Kars'ta ki bir tane yemin töreni Türkiye'nin başka yerlerinde başka yemin törenlerinde daha başka çocuklar da vardı. Bu bir vatani görev. Yapacak bir şey yok. Ya bir savaş olsaydı. Savaşın ne denli kötü olduğu bir kez daha farkına vardım. Savaşta olmadığıma şükrettim. O tek kalan askerler için dua ederken gözlerim arkada kaldı ve biz de uzaklaştık alandan. O askerlere beslediğim sevgi ve saygı ile...

Yorumlar

Popüler Yayınlar