KOMŞUNUN KÜÇÜK KIZI

 


KOMŞUNUN KÜÇÜK KIZI

Gözüm kapıda kaldı. Bugün gelmedi. Dün de gelmemişti. İçimi bir korku kapladı. Bundan sonra gelmeyecek miydi? Çok alışmıştım. Okul çıkışında uğrar ve bana kitap okurdu. Cevap vermemi beklemeden benim adıma da yorum yapıyordu. Benim fikirlerimle uyuşmuyordu ama ısrarcıydı. Onunla aynı fikirde olduğuma emindi. Bir haftada bir kitabı bitirebiliyorduk. Bazen sıkılıyordum ama ona çaktırmıyordum. Oturduğum yerde dinliyormuş gibi yapıp uyuyordum. 

Ağzıma zorla sokulan ilaçları yutmak zorundaydım. Hiç istemiyordum. Ağzımın içini acı bir tat kaplıyordu. Dudaklarımı açmakta direndiğim için dudaklarımda da o acı tat oluyor. Dudaklarımı yalamak istiyorum. Yalayıp o iğrenç ilaç tadını dilimin üzerine alıp suyla direkt mideme insin istiyorum. Yapamıyorum. Onun yerine pipeti dayıyor dudaklarıma. Suyu çekiyorum ve yutuyorum. Ağzımın içindeki tat gidiyor ama dudaklarımdaki kalıyor. Pipetteki su dudaklarımı ıslatmaya yetmiyor. Yavaş yavaş alışıyorum tadına.

Uzaktan kapının sesini duydum. Okula gidiyor olmalıydı. Kafamı çevirebilseydim görürdüm. Onun yerine gözlerimi sonuna kadar çevirmeye çalıştım. Birkaç saniye sonra babası ile birlikte arabaya binerken görebildim. Bana doğru el salladı. Gülümsedim. Sanırım görmedi. Ben gülümsüyordum ama dışardan görünmüyordu. Yüz kaslarım bana ihanet ediyordu. Olsun. EL sallaması iyi bir şey demek ki bugün okul çıkışı gelmesi için engel yoktu. Şimdi 8 saatin geçmesini bekleyecektim. Belki biraz uyuyabilirdim. Zaten başka da bir şey yapamıyordum. Yürümek isterdim mesela, çimlerde ayak parmaklarımı hissetmek... Çocukken yaptığım gibi. 

Oğlum Şener, beni, içerde sıkılmayayım diye giriş kattaki evimizin balkonuna çıkarıyordu. Çoğunlukla bundan hoşnuttum ama bazen içeri girmek istiyordum. Eğer konuşabilseydim bunu ona söylerdim. O küçükken söylediğim ninni aklıma geldi. Doğduğunda 4 kiloluk iri bir bebekti. Sık sık hasta olurdu. O zamanlar doktor, hastane ulaşılabilir değildi. Şehre gitmek gerekti. Otlar kaynatıp kendi ilaçlarımızı yapardık. Ben onu zor büyüttüm ama büyüdü. Şimdi kocaman adam oldu. Benimki de laf 60 yaşına gelmiş adama da bunu ancak anası söyleyebilirdi. Şener'im büyüdü. Üniversiteye gitti. İş buldu. Şehre taşındı. Evlendi. Karısı ile geçinemediler. Boşandı. Bir daha da evlenmedi. Çocuğu da olmadı. Meğer onun çocuğu ben olacakmışım. Ben onu zor büyüttüm ama o beni daha zor büyüttü. 

En son yürüdüğümde onun şimdiki yaşındaydım. Üzerine 22 yıl geçti. 22 senedir yapmakta özgür olduğum tek şey göz bebeklerimi oynatmak. Bir de pipetteki suyu ağzımdan dışarı iterek dudaklarımı yıkamak. Bazı ilaçlar çok acı. 

Vücudunun tamamen felç olmasının iyi yanı, tekerlekli sandalyede uyuyup kaldığınızda hiçbir yerinizin uyuşmaması. Belki de uyuşuyor ama hissetmiyorsun. Sesi duydum. Şener, onu, uyuduğum zamanlara denk gelmesin diye zile basmaması için uyarmıştı. O günden beri şifreli kapı çalması ile kapıyı tıklattı. İçeri girip Şener'e ''uyuyor mu?'' dedi. Balkona yanıma geldiler. Gelir gelmez konuşmaya başladı. Çok konuşkan bir kızdı. Sınavı olduğu için 2 gündür gelemediğini ama bugün bana bir sürprizle geldiğini söyledi. Benim doğum günümü bilmediğimiz için kimlikte yazan, nüfus memurunun vermiş olduğu tarihi doğum günüm kabul etmiştik. Bugün, o günmüş. Şener ile işbirliği yapmışlar. Yürüyebildiğim zamanlardan bir fotoğrafımı çerçeveletmiş ve bana hediye olarak getirmişti. Fotoğrafta ayakta dimdik duruyordum. O günü hatırladım. Her gün okul çıkışımda gelip bana kitap okuyan bu küçük kız beni ne kadar mutlu ettiğinin farkında değildi. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar