Çocuk Bu; Düşe Kalka Büyür





Çocuk Bu; Düşe Kalka Büyür

'Güler, hadi hayatım, geç kalıyoruz'. 'Geldim geldim, çocuğun emziğini unutmuşuz, onu aldım. Ay, üşür mü acaba, bir de hırka mı alsak, dur ben yanıma kalın bir şeyler de alayım'. Güler'in bu telaşı Hayri'nin yüzünde şefkatli bir gülümsemeye neden oldu. 'Hayatım, haziran ayındayız, dışarda güneş yakıyor, hiçbir şey olmaz benim prenses kızıma, hadi çık artık ayıp olacak komşulara, kırk yılda bir apartmanca pikniğe gideceğiz ona da bekletiyoruz insanları. Hüseyin abi homurdanmaya başlamıştır'. 'Ay ne bileyim Hayri, ya bir şey olursa ya bir şey gerekirse ve ben yanıma almamış olursam, küçücük yavru... Acaba gitmesek evde mi kalsak, belki güneş çarpar, hasta olur'. 'İlahi Güler, çık artık, hem bırak kuruntu yapmayı da şöyle düşün bu kızımızla ilk pikniğimiz. Hüseyin abinin büyük oğluna onların fotoğraf makinesini de almasını tembih ettim. Ailecek güzel bir fotoğraf çektiririz. Belki abimlere de bir kopyasını göndeririz' dedi ve sesi giderek düştü. Cümlesi biterken aslına bunun iyi bir fikir olmadığını fark etmişti. Güler de bir ürperdi 'olur mu ki öyle?' dedi. Hayri kendini hızlıca topladı ve sesi biraz azarlar gibi 'Aa, Güler hadi ama bir çıkamadın şu evden, bak kornaya basmaya başladılar. Hadi ver kızımı bana, kapıyı da kilitlemeyi unutma'. 'Tamam tamam, sıkı tut aman! Düşürme kızımızı'...

Dışarı çıktıklarında pikniğe gidecek olan herkes hazırlanmış, Hüseyin abilerin kırmızı minibüse dolmuştu. Hüseyin abi, şoför koltuğuna yerleşmiş, atletin üzerine giydiği gömleğin düğmelerini de sonuna kadar açmış, ağzının kenarına yerleştirdiği sigara ile çoktan piknik havasına girmişti bile. Hemen Hayri ile Güler de bindiler dolmuşa. Yol boyu türküler söylendi, alkış tutuldu. Hatta apartmanın neşesi olan Gülsüm teyze minibüsün içinde oynamaya bile kalktı. Piknik alanında hava mis gibiydi. Dere kenarında büyük bir ağaç gölgesi buldular. Kilimler serildi, sofralar açıldı. Kimse kimseye ne yapacağını söylemeden herkes görevini biliyor ve çalışkan arılar gibi güle eğlene piknik başladı. Apartmanın haylaz çocukları da üzerine düşeni toplarını alarak başladılar. Gülsüm teyzenin gelini de karnı burnunda hamile o bile salatalık domates doğruyordu. Hüseyin abinin büyük oğlu fotoğraf makinesini pozu idareli kullanmak şartıyla fotoğraf çekimiyle görevlendirildi.

Güler de bir şeylere yardım etmek istiyor ama bir türlü Sultan'ı bırakmıyor, gözünü bir an üstünden ayırmıyordu. Hem Güler başını çevirse Hayri'nin gözü hep üzerlerindeydi. Çocuk bir hapşırsa telaş, bir öksürse ortalığı kaldırıyorlardı. Durumu fark eden Gülsüm teyze, Güler'e dikkatini dağıtması için Sultan'ı kucağından alıp ona bir görev verdi. Güler gönülsüz verilen görevi yapmaya koyuldu. Bu sefer de Hayri göz hapsine tuttu. Gülsüm teyze dayanamayıp çıkıştı Hayri'ye 'bir siz mi çocuk büyütüyorsunuz ayol, bakın bunlar da çocuk, hadi işinize bakın hadi'. Hayri de biraz evham yaptıklarını anlamış olacak ki istemeye istemeye Hüseyin abiye yardıma gitti. Gülsüm teyze da çocuğun kucaktan kucağa oyuncak bebek gibi büyütülmesinden rahatsız olacak ki Sultan'ı emekler pozisyonda çimlere bıraktı. 'Çocuk ayol bu, düşe kalka büyüyecek. Bak diğer haylazlara...' top oynayan çocukları işaret etti. 

Sultan ilk kez serbest bırakılmanın tadını almış olacak ki emeklemesi hızlanmaya başladı. Güler görse aklı çıkardı ağzına karınca filan kaçar diye. Neyse ki dere kenarına sebze yıkamaya inmişti. Sultan çimlerin üzerinde emekledikçe ilerledi. Gülsüm teyze de konuşmaya dalmış ve Sultan'ın çok ilerlediğini fark etmedi. Topun peşinde koşturan çocukların arasında kaldı. Gözleri iki taş arasında kale belirledikleri alana gol atmaktan başka bir şey görmeyen Ali gerildi ve güçlü bir şut çekti. Gooo...oool diye bağırmaya başlamıştı ki bir bebek ağlaması gökyüzünde yankılandı. Hayri'nin kafasını çevirmesiyle Güler'in dere kenarında elindekileri fırlatması bir oldu. Sultan'ın yüzü kanlar içindeydi. Güler 'yavrum' diye feryat etmeye başladı. Hayri 'kızım' diye bağırıyordu. Hayri hemen Sultan'ı kucakladı. 'Sultan kızım ağlama yavrum ağlama' diye teselli etmeye çalışıyordu. Güler eteğinin ucu ile Sultan'ın yüzündeki kanları silmeye çalışıyordu. Hayri'nin gözündeki yaşlar akarken ağzın dökülen sözcükler 'ben şimdi abime ne diyeceğim, biz senin çocuğuna bakamadık mı diyeceğim?' Ortalık bir an haziranın ortasında kışı yaşıyor gibi buz kesti. 

Gülsüm teyzenin kocası duruma el attı. Hayri ile Güler'i kızları Sultan ile dere kenarına toparlanmaları için yolladı. Çocukları dikkatsiz top oynadıkları için azarladı. Sıra Gülsüm teyzeye geldi. Kocası daha ağzını açmadan Gülsüm teyze kendini savunmaya geçti 'Ayol çocuk onlar, olur böyle, hem...' kocası sözünü yarım kesti. 'Eh be Gülsüm Hanım, durumu bilmez misin? Kaç sene çocukları olmadı bu yavrucukların. Evlat hasretinde yanıp tutuştular. Hayri'nin abisinin hanımı doğumda ölmeseydi hala çocuk özlemi ile olacaklardı. Allah rahmet eylesin kadına... Görüyorsun gözlerinden sakınıyorlar yengelerinin emanetini sen de biraz dikkat etsene...'

Güler Sultan'ın yüzündeki kanları temizledi. Burnunun kanaması durmuştu, artık ağlamıyordu. Gülümsemeye ve neşeli bebek sesleri çıkarmaya başlamıştı. Güler, Hayri'nin  yanına oturup Sultan'ı gösterdi 'babası bak, kızımız ne güzel gülüyor'. Hüseyin abinin  büyük oğlanın sesi geldi. 'Hayri abi, hadi gelin poz bitmeden sizin de bir aile fotoğrafınızı çekeyim'. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar