Yoncanın 5. Yaprağı


Yoncanın 5. Yaprağı 

 'Hadi' dedi. 'Uyku saati'. Uykum gelmemişti ki... Çat diye kapattı televizyonu 'SON' yazısını görür görmez. Şu Müjgan'ın annesi ne baskıcı kadın. Oysa ben filmin sonunda çıkan yazıları okumayı da seviyordum. Türkan Şoray'ın adını başta okuyup sonra diğer isimleri. Bir gün benim de adım orada yazabilirdi. O zaman benim adımı da okumadan kapatacaklar mıydı böyle? Ama bu saygısızlık.

Ben kendi içimde öfkelenmeye devam ederken televizyonun ekranına öylece bakakalmışım. Müjgan kıkırdayarak omzumdan sarstı, 'film bitti artık Firdevs Hanım, gidiyorsunuz annenlerde kapıda. Sen hala kapanan ekrana bakıyorsun'. Biraz utandım. Utancımı gizlemek için 'uykum geldi o yüzden dalmışım' dedim. Apar topar annemlerin peşine koştum. Çıkarken Müjgan vedalaşıp yarın yeniden televizyonda film izlemeye çağırmasını umdum. Çağırmadı. İyi geceler dileyip kapattılar kapıyı. Merdivenleri koşarak indim. 

Bir an evvel biz de televizyon almalıydık. Anneme ne zaman konusunu açsam halının taksiti bitsin, perdenin taksiti bitsin diye erteliyor. Babam da anca işe gider gelir yemekten sonra koltukta oturduğu yerde uyur kalırdı. Filmlerdeki kadınların babaları hep takım elbise giyiyor ve ellerinde kalın sigaralar içiyordu. Benimkisi de çay kaşığını işaret parmağı ile orta parmağı arasına sıkıştırıp höpürdeterek çay içiyordu. Neden benim de filmlerdeki gibi bir hayatım yoktu. benim o kızlardan neyim eksikti. Hülya Koçyiğit benden daha mı güzel? Hiç sanmıyorum. Onun gittiği kuaförlere ben gitsem hepsinden daha güzel olurdum. Hemen üst katta oturan Müjgan'ın bile benden daha güzel kıyafetleri vardı. Onun annesi mağazalardan güzel torbalara koyulan kıyafetler alıyordu. Torbası bile güzeldi. Benim annemse pazardan aldığı kumaşlarla evde dikiyordu. Büyüdükçe sonunda kurtulurum belki ümidiyle daralan kıyafetlerimi, içinde pay bıraktığı için yeniden bedenime göre onarıyordu. Çok sıkılmıştım artık bu hayattan. Bu evden de bu mahalleden de kurtulmanın bir yolunu bulmalıydım. Zengin olup güzel torbalı mağazalardan kıyafet almalıydım. Kendi evimde kendi televizyonum olmalıydı. Hatta belki renkli bir televizyon bile alabilirdim. Müjgan'ın bana film izlemeye çağırır en güzel kıyafetlerimi giyerdim. Film bittiğinde 'SON' yazısını görür görmez çat diye kapatırdım televizyonu.

Uyandığımda annemin sesleri beynimin içinde giderek artıyordu. 'Saat 9 oldu. Hala uyanmıyorsun. Seni alacak adam 1 haftada boşar. Tabi alan olursa... Daha iskeleye gideceksin. Kalk hadi tembel. Nuri Efendi'den sipariş verdiğim kumaşları al. Baban iki faturayı ve parasını bıraktı. onları da ödeyiver. Gelirken 2 kiloda soğan al'. Odaya girdi. 'Sen hala yatıyor musun?' Daha fazla konuşmasına dayanamadığım için bir an evvel çıkmak istiyordum evden. Hızlıca giyindim ve annem yeni bir cümle kurmadan çıktım. Giriş katında oturmanın iyi yanı hemen evden çıkabilmek ve balkona asılmış olan çamaşırın hemen önüne düşmesidir. Müjgan'ın elbisesi bu. Şu yeni aldığı geniş yakalı belden oturtmalı çiçekli elbise. Kurumuş. Kapıyı çalıp ona verebilirdim. Henüz yeni düşmüş olmalı ki, kirlenmemiş. Ya da iskeleye giderken giyip geri geldiğimde verebilirdim. Hem birkaç saatliğine giysem ne olabilir ki? Bodrum katta hızlıca üstüme geçirdim elbiseyi. Apartmandan koşarcasına çıktım. Kimseyle karşılaşmak istemiyordum.

Hızlı adımlarla ilerledim. Yakalanma hissine karşın elbisenin bana yakıştığı hissi daha ağır basıyordu. Bir dükkanın camında  kendi yansımamı gördüm. Elbise gerçekten çok yakışmıştı. Yansıma bulanıklaşmaya başladı. Gözüm yansımanın ardında kundura dükkanının vitrininde duran pembe pabuçlara takıldı. Fiyatını merak ettim. İçeri girip öğrendim. Üzerimde babamın faturalar için bıraktığı para vardı. Bununla ayakkabıyı alabilirdim. Hatta üzerine uçları sivri olan gözlüğü de alsam tam Fatma Girik gibi olabilirdim. Hiç düşünmeden ikisini aldım. Birkaç kuruş da arttı. Öyle mutluydum ki, adeta uçuyordum. Yürüye yürüye Kadıköy İskelesine kadar geldim. Sanki herkes bana bakıyordu. İlk başta biraz utandım fakat sonra güzel göründüğünü bilmenin etkisiyle salınmaya başladım. Haydarpaşa garına yaklaşınca İstanbul'a ilk kez gelenlerin anı çektirdiği seyyar fotoğrafçıya rastladım. Fotoğrafçı amcadan beni film yıldızı gibi çekmesini istedim. Arkada Haydarpaşa ve film yıldızı gibi olan ben. Filiz Akın görse kıskanır.

Ben aylak aylak dolanırken güneş deniz seviyesine inmeye başladı. Evden çıkarken annemin söyledikleri aklıma geldi. Faturalar, kumaş, soğan... Aman Allah'ım ne yaptım ben? Eve nasıl dönerim şimdi? Koşarak kumaşçıya gittim annemin siparişlerini aldım. Pabuçları aldığım kunduracıya gittim. ayakkabıları geri alamayacağını söyledi. Ayağıma vurduğunu ileri sürerek bağırmaya başladım. Ben sanki adam beni dolandırmaya çalışıyormuş gibi feryat edince etraftaki herkes başımıza toplanmaya başladı. Utandım ama bu utanç sesimin daha yüksek çıkmasına neden oluyordu. Derken adam ikna oldu ve paramı geri verdi. Üstelik gözlükleri geri istemeyi unuttu. Kurum kapanmadan iki faturayı da ödedim. İçim biraz daha rahatladı. Mahallede köşedeki manavdan iki kilo soğanı da  kaptım. Şimdi geriye kimseye görünmeden apartmanın bodrum katına inmek vardı. Şöyle bir kolaçan ettikten sonra kimse yok gibiydi.  Derin bir nefes alıp apartmana girdim. Müjgan ile burun buruna geldik. Sanki kalbim ağzımdan fırlayacak gibi çarpıyordu. Kulaklarım uğuldamaya başladı. Kekelemeye başladım. 'Aaa Firdevs, benim elbisem mi o?' dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Sanki bayılmak üzereydim. 'Doğrusu sana çok yakışmış, benim boyum kısa olduğu için bende böyle durmadı. İstersen sende kalsın. Ben başka bir tane alırım. Akşam bize gel de yine beraber film izleriz.' dedi ve gitti.

Eve ruh gibi girdim. Annem benim bu durumumu fark etmeden elimden hışımla soğan ve kumaşları aldı. Neden bu kadar geç kaldığımı sorup söylenmeye başladı. Akşam yemeği boyunca neredeyse hiç konuşmadım. Müjgan'a film izlemeye de gitmedim. Erkenden yatağa girdim. Kapının arkasında asılı duran Müjgan'a ait olan ama artık benim olan elbiseye bakıp durdum. Birden bugün çektirdiğim fotoğraf geldi aklıma. Fotoğrafı inceledim. Ne kadar da güzeldi. Bugünü hiç unutmayacaktım. Arkasına tarih attım 19.07.1960 Kadıköy.

Yorumlar

Popüler Yayınlar