Ben Gençken Güzeldim



Ben Gençken Güzeldim

Sahilde koşu yapmak iyi geldi. Temiz hava. Hafta sonları koşu yapmak iyi geliyor. Spor ve sağlıklı yaşamın yanında zihnimi boşaltmama iyi geliyor. Yoruldum. Biraz dinlenmek istiyordum. Terim fazla soğumadan nefeslenip kalkmaktı niyetim. Bankların hepsi doluydu. İlerde bir teyze tek başına oturuyordu. Orayı gözüme kestirdim. İzin isteyip yanına oturdum. Seslenince ürperdi. Uzaklara dalıp gitmiş. Korkuttuğum için özür diledim. Kendimi affettirmek için cebimde taşıdığım kan yapıcı kuru üzümden ikram ettim. Acıkınca biraz elim ayağım titremeye başlar. Ben de böyle durumlar için biraz kuru üzüm bulundururum yanımda. 

''Kaç yaşındasın oğlum?'' dedi. ''35 teyze'' dedim. ''Teyze'' diye tekrarladı. ''Hala alışamadım teyze olmaya, kendimi dışardan görmüyorum ya sanıyorum ki hala gencim. İnsanın içi genç olsun. Vücudun da dinç olması lazım tabi. Bak sen ne güzel koşuyorsun. Biz çok hoyrat kullanmışız gençliğimizi. Bilemedik. Adın ne senin evladım?'' dedi. ''Fatih benim adım. İş hayatı yoğun çok sık spor yapamasak da arada koşmak iyi geliyor. Sen de dinç görünüyorsun ama!'' diye yalan söyledim. ''Biliyor musun ben gençken güzeldim. Çok genç yaşta evlendim. Şimdiki zaman için genç o zamanlar öyle değildi. Eşimle birbirimizi evlendikten sonra tanıdık sonradan sevdik birbirimizi. Rahmetli çok anlayışlı biriydi. Beni hiç üzmedi. Ben de onu üzmedim. 5 yıl evli kalabildik. Askerdi. Aa, aklıma geldi bak, Gölcük Donanma'da çekilen fotoğrafım var yanımda sana onu göstereyim'' dedi ve çantasından bir fotoğraf çıkardı. Genç bir kadın bir gemi çapasının yanında durmuş. Fotoğrafın arkasında 8 şubat 1959 yazıyordu. O zaman yirmili yaşlarda olduğunu düşünürsek bugün seksenli yaşlarında olması gerekiyordu.

Sustu. Terimin soğuduğunu fark ediyordum ama teyze o kadar güzel anlatıyordu ki kalkmak gelmedi içimden. ''Çok güzelmişsin teyze'' dedim. ''Kocanın da fotoğrafı yok mu?'' dedim. Cevap vermedi. Herhalde konuşmaktan yoruldu diye düşündüm. Ben de sessiz kaldım. Sessizlik biraz uzamaya başlayınca fotoğrafı uzattım. ''Al teyze kaybolmasın, yerine koy'' dedim. Uzayan sessizliği bozmak için bir şeyler geveledim. ''O zamanlar çok fotoğraf çekilmiyormuş. Benim annemlerin de az fotoğrafları varmış'' dedim. Fotoğraf elimde kaldı. Teyzenin ağzını bıçak açmıyordu. Bir şey olmasından endişelenmeye başladım. Tekrar seslendim. Sanki duymuyor gibiydi. Parmaklarımın arasında fotoğrafla hafifçe dokundum. Banka oturmak için izin istediğimde de böyle ürpermişti. Sonra elimdeki fotoğrafa baktı. Gözleri büyüdü. ''Bunun sende ne işi var?'' diye sinirlendi. ''Teyze bunu sen verdin ya bana'' demeye kalmadı elimden hışımla fotoğrafı aldı. Bir an ben de suç işlemişim gibi gerildim. Kalkıp gitmek istedim. Yaşlı bunak ne olacak diye geçirdim içimden. Sonra bir koku gelmeye başladı. Teyzeden geliyordu koku. Teyze altını ıslatmıştı. Koyu kahverengi pantolonu daha da koyulaşmaya başladı. Öylece bırakıp gidemezdim. Az önce içimde öfke varken şimdi değişik bir merhamete dönüştü. Acaba buraya nasıl gelmişti. Bir yakını var mıydı, adı neydi? En iyisi polisi aramaktı.

Karakola kadar eşlik ettim. Şahit olduğum şeyleri anlattım. Birkaç saat kadar beklemek zorunda kaldık. Benim terim soğumuştu ama teyze hala çişli pantolonu ile oturuyordu. Eline fotoğrafı almış masanın ardındaki polis memuruna gösteriyordu. ''Ben gençken çok güzeldim''...

Orta yaşları geçmiş bir çift telaşla karakolun kapısından içeri girdi. Islak pantolonlu teyzenin yanına diz çöküp ağlamaklı ses tonunda kadın konuşmaya başladı ''Anne, nereye kayboldun anne, saatlerdir seni arıyoruz. Karakoldan arayınca ödüm koptu. ya başına bir şey gelseydi?'' Teyze elindeki fotoğrafı ona da gösterdi. ''Ben gençken çok güzeldim''...

Yorumlar

Popüler Yayınlar