ZEYTİN, EKMEK VE ISLAK BANK

 

ZEYTİN, EKMEK VE ISLAK BANK

Dışarıda yağmur öyle şiddetli yağıyordu ki, sanki pencere camına kuşlar küçük taşlar atıyordu. Gök gürlemediği sürece sorun yoktu benim için. Gürültüden korkardım. Aslında bundan sonra korkmamaya söz vermiştim kendime. Artık korkmayacaktım. 14. yaşımla beraber gelen sorumluluklarım vardı. 

Sabah uyanır uyanmaz ilk işim Feride’nin yatağını ıslatıp ıslatmadığını kontrol etmek oluyordu. Gece de uyanıp kontrol ediyordum ama yine de bazen sabaha çişli bir yatakta uyanıyordu. Onunla aynı yatakta uyuduğum için ben de çişli yatakta uyanıyordum. Onun yaşlarındayken eminim herkes gece altını ıslatıyordur. Bence her çocuk bunu yapar ama her çocuğun yatağı ıslattığı için dayak atan bir yengesi var mıdır bilmiyorum. Aslında ona kızmıyorum. Evde zaten iki çocuğu varken şimdi bir de biz gelmiştik. 4 kişilik bir ev birden 7 kişilik bir aile olmuştu. Onun için de zor olmalı. Neyse zaten uzun kalmayacaktık burada. Ben en kısa zamanda bir iş bulacaktım. Kardeşlerimi de alıp kendimize küçük bir ev bulacaktım. Ben çalışıp onları okula gönderecektim. Hem Gülsüm de artık 12 yaşına basmıştı. Yemekleri birlikte yapabilirdik.

Çok şükür Feride bu gece yatağı ıslatmamıştı. Feride’yi de uyandırdım. Gülsüm de ben hareketlenince uyandı. Çarşafları katlayıp yatakları kapının arkasındaki dolaba kaldırdık. Sessizce mutfağa girip birkaç parça ekmek aldım. Biraz da zeytin ve domates. Zeytinleri koyacak bir yer bulamadığım için ekmek parçasının içine çekirdekleriyle birlikte doldurdum. Tam dış kapıya doğru geldik, çıkacaktık ki, yengemin sesini işittik. ‘Oo, hanımlar nereye böyle sabah erkenden?’ dedi. ‘Şey, yenge… Okulda 23 Nisan hazırlığı var da ders olmayacak. Bu yüzden öğretmen kardeşinizi de getirebilirsiniz demişti,’ dedim. Feride’yi de o evde bırakmak istemiyordum. O da heveslisi değildi zaten. Evden erkenden çıkıp ayak altında dolaşmayacağımız için memnunmuş gibi bir hali vardı. ‘İyi, peki, fazla geç kalmayın, dayınız sizi merak eder,’ dedi.

Önceden dayımlara gelmek eğlenceliydi. Şimdi ise hepten orada yaşamak güzel değildi. Evimizi özlüyordum ama artık geri dönebileceğimiz bir evimiz yoktu. Artık kabul etmeye başlamıştım. Babam bizi terk etmişti. Annem de babamın başka bir kadınla yaşamak için bizi terk ettiğini öğrenince kötü bir şey yaptı. Çok kötü. Ona kızgındım. Ona babamdan daha çok kızgındım. Bizi dayıma emanet edip gitmişti. Gülsüm de ben de onu yatak odasında hareketsiz bulunca çok ağladık. Bize bir mektup bırakmıştı. Özür diliyordu. Büyüyünce onu anlayacağımızı söylüyordu. Anlamayacaktım.

Okul yolu üzerindeki parktaki banka oturduk. Dün gece yağan yağmurdan dolayı ahşaplar ıslaktı. Çantamı altıma koyup Feride’yi de kucağıma aldım. Gülsüm de aynısını yaptı. Evden çıkarken aldığım ekmek ve zeytinleri yedik. Ekmekleri kardeş payı yaptım. Zeytinleri de eşit sayıda böldüm. Bir tane eksik kalmıştı, eksik olanı ben aldım. Abla olan bendim, ben bir tane eksik zeytin yiyecektim.

Okulun kapısına geldiğimizde, Gülsüm’e iyi dersler diledim. ‘Sen gelmiyor musun? Ne oldu? Yengeme de yalan söyledin. Nereye gideceksiniz?’ Yol boyunca sormadığı soruları tek seferde boca etti. Ona artık okula gitmeyeceğimi, bir iş bulup çalışacağımı söyledim. Planlarımdan bahsettim. ‘Ben de gitmiyorum o zaman, ben de iş bulup çalışırım,’ dedi. ‘Olmaz,’ dedim. Birimizin Feride ile ilgilenmesi gerekiyor. Birkaç seneye okula başlayacak zaten. O zaman birlikte gidip geleceksiniz ama o zamana kadar okuldan çıkar çıkmaz eve gidip Feride’ye sen bakacaksın. Ben de işe gideceğim,’ dedim. Söylediklerim ona da mantıklı geldi sanırım. Biraz ağladı. Sarıldık. Okula girdi.

Feride ile birkaç dükkana girdik çıktık. Hiçbiri işe almak istemedi. Birkaç gün daha böyle geçti. Feride çok küçük olduğu için yürürken yoruluyor ve acıkıyordu. Ekmeğimden bir parça ayırıp onun için saklıyordum. Çok yorulunca da bir parkta dinleniyorduk. Birkaç gün sonra bir terzi çırak olarak alabileceğini söyledi. Feride de uslu durursa benimle gelebilirmiş. Dayım gündüz evde olmadığı için Feride’nin evde olmayışından haberi yoktu, beni de okulda sanıyordu. Dayım, yengeme göre daha iyi bir insandı. Annemin ölümünden sonra bizi hep annemin emaneti olarak görmüştü. Ona terzide çıraklık edeceğimi söyleyince önce kabul etmedi. Sonra yengem onu ikna etmiş ve çalışmama izin vermişlerdi.

Haftalığımın yarısını yengeme veriyordum. Böylelikle artık bizden o kadar da nefret etmemeye başladı. Diğer yarısını da biriktiriyordum. Sanırım bir süre böyle devam etmemiz gerekecekti. En azından kızlara kıyafet dikebiliyordum. Ustam müşterilerden kalan kumaşları müşteri istemezse kullanabileceğimi söylemişti. Ben de Gülsüm’e 23 Nisan kıyafetini diktim. Feride’ninkini beceremedim ama ustam yardım etti. Çok tatlı görünüyordu. Umarım Feride benim yaşıma geldiğinde bu günleri mutlu halleriyle hatırlar.

Yorumlar

Popüler Yayınlar